CURRENT EXHIBITION

#ObjectsOfAffection at Goethe Institut-Ankara / Galeri Vitrin

#ObjectsOfAffection site specific installation, 2021

Picture | Oğuz Karakütük

#ObjectsOfAffection


Işıl Kurmuş Aleksandrov’un Goethe-Institut Ankara’da sergilenen, mekâna özgü özel olarak ürettiği ‘Objects of Affection’ başlıklı yerleştirmesi, iş ve eğitim sisteminin kurallarına ve bu bağlamda bizi çevreleyen nesnelere ilişkin alışkanlıklarımıza ve bu nesnelerin üzerimizde bıraktığı izlere bir eleştiri getirerek bizleri farklı bir açıdan düşünmeye davet ediyor. Sergide yer alan işler, ilhamını sanatçının yaşamından ve bu süreçteki deneysel çalışmalarından alıyor.

Serginin yer aldığı vitrin, iş ve eğitim sistemi içerisinde bedenin yoğun bağ kurduğu nesnelere yer veriyor ve bu sistemler içerisinde yükselmeye çalıştığımız yere ilişkin sorgulamaya bir mekân oluşturuyor. İki bölüme ayrılan vitrinde; bir tarafta kuşbakışı görünüşüyle sınıfı andıran bej bez kumaş üzerinde yer alan kara tahta, kâğıt boyutunda nesneler ve dokunmatik ekranlara gönderme yapan kutucuklar, diğer tarafta siyah kumaşın önünde ağaç gövdesi, ahşap sandalye ve ofis sandalyesi silüetlerinden oluşan üst üste konularak yükselen bir totemi andıran üç boyutlu bir yapı bulunmakta. Tepeden asılan, kendini aşağı bırakan, yumuşak biçimler ve çeşitli yüzeyler izleyicide dokunma isteği uyandırmayı amaçlarken, nesnelerin vitrinin ardında oluşu onları ‘dokunulamaz’ bir konuma yerleştirerek bir algı oyunu oluşturuyor. Yastık gibi yumuşak kılıflarda izleyicinin seyrine sunulan bu nesnelere dokunulamıyor olmasının da kışkırtıcı bir yönü var.
Karşımızdaki büyük vitrin bir geçide çıkıyor. Bu geçit, kentin ana caddelerinden birini küçük bir sokakla kesiştiriyor. Işıl da geçmişte farklı kentler ve coğrafyalarda bulunmuş olup kendini bir kesişme ve geçiş noktasında konumlandırıyor. Işıl’ın yer değiştirmeleri gibi eserler de katlanıp, parçalara ayrılıp sanatçının valizine girip yolculuğa çıkmaya hazır. Katlanabilen, parça parça ayrılıp yeniden birleştirilebilen, esneyebilen, uyum sağlayan, iplik iplik dağılabilen yumuşak kılıflara bürünmüş eserlerin kalın bez kumaştan oluşması ve bunların baskıyla ve kolajla buluşması alışılmadık bir yapı oluşturuyor. Bez kumaş kılıf gibi kullanılıyor ve verilen biçimle seçilen bu yapılara yeni bir yorum getiriliyor.

Işıl, genellikle işlerinin seri üretimini yeğler ve ardından baskı işlerinin arasında seçim yapmaya yönelir, azaltarak ve çıkartarak varmak istediği noktayı deneysel yolla keşfeder. Işıl, bu çalışmalarda ve üretim sürecinde DNA kodları, biyolojik yaşam ve doğal seçilime yaptığı göndermelerle hayatta kalmanın yolu olan nesilden nesile aktarım sürecini de ele alır. Yaptığı seri üretimde, süreçte oluşan kumaş-baskı kusurlarını kabullenici bakış açısıyla doğanın kusursuz olmayan döngüsüne bir gönderme yapmakta. Işıl, nesnelere duyduğumuz alışkanlığı ve sistemlerin dayandırdığı iş ve eğitim modellerini sorgularken adeta bir oyun gibi sunduğu işini yeni bir bakış açısıyla yani bir ‘dil’, ‘bir sözlük’ benimseme arayışına davet eder izleyicileri. Bu arayış kökünü doğaya dayandıran, doğaya yakın bir ‘dil’ arayışı gibidir. Ünlü düşünür Wittgenstein’ın ‘dil oyunları’ tanımında yaptığı raketle oynanan oyunlar benzetmesi gibi dil kullanımının da kuralları vardır, tıpkı çevrelendiğimiz sistemlerin kurallarının olması gibi. Bu kuralların şekillenmesi dilin farklı kullanımlarına olanak sağlayarak dilin bir hamle, bir pozisyon ile işlevini koruduğu takdirde anlamlı olmayı sürdürdüğünü belirtir. Bu düşünceden yola çıkarak dilin tasarlanması ise ancak günlük dil kullanımın sınırlarında esneklik arayışı ile mümkün olabilir. Bu bağlamda, sergilenen işlerin bütünü statik sergileme düşüncesiyle yerleştirilmiş olsa da pinpon oyunu göndermesi izleyiciye esnek bir hareket alanı sunmakta. Vitrinin sağlı sollu bir oyun alanı oluşturması, bir masa tenisi algısı da yaratıp nesneleri karşı karşıya getirerek bir gelgit alanı yaratıyor gibi. Sayıları fazlaca olan topların her iki alana düzensiz yayılması sanki kuralların dışına çıkan bir model sunuyor gibi. Kurallı oyunlar ile özgürce oynanan oyun ayrımı gibi düşünürsek Işıl’ın bir oyun alanı gibi sergilediği bu eserinde; yaratıcılığı ve düşlemeyi içinde barındıran, kurallarından kopan, özgürce oyun oynama eylemini benimseyen bir yoldan söz etmek mümkün olabilir.

Işıl, kumaşla sarıp sarmaladığı bitkilere ve uzun saatlerimizi geçirdiğimiz iş ve eğitim mekânlarında kullanılan nesnelere aynı zamanda işlevsiz bir görünüm kazandırır. Sergilenen eserlerde bu üretim sürecinin doğal olarak yarattığı fiziksel anlam ve boyuttaki esnekliğe tanık olmaktayız. Kumaş üzerine baskılar ve çizimler, kumaş üzerine dijital baskılar içeren çalışmalar izleyiciye doğaçlama ile oluşan üretim sürecinin ipuçlarını verir nitelikte. Bir yandan defter marjları sınırları hatırlatırken, çizgi ve noktaların, siyah, beyaz ve bej renklerde figüratif resimlerin defter kâğıdı boyutu yumuşak kutucuklara sığıyor olması bir esnekliğe boyut açar nitelikte. Kara tahta ya da ekranda beliren dijital baskı gezegenlerin kutucukların üzerlerinde yer alması ‘tekrar etme’, ‘kopyalama’, ‘deftere aynısını geçirme’ gibi eylemleri irdeliyor gibi. Kara tahtanın günümüzde yerini bıraktığı, tek dokunuşla yeni evrenlere açılan ekranla yine bizleri seyre davet ediyor, ama bu kez bir başka ekran olan vitrin var aramızda.

Vitrinin ardında kök salmış, büyümüş bir ağacın izleri var. Sanatçı ağacı okşayarak, saatlerce onu dinleyerek, sabırla, gövdesinin dış kabuğundaki yüzeyinin girintili çıkıntılı yollarını usulca keşfederek ve derin çatlaklara ev sahipliği yapan kabuğun dokusunu kumaşın dokusuyla buluşturarak ilmek ilmek izlerini alır. Füzen kalemler ve pastel pudralar kullanarak ağacın dokusunu kumaşa işlemesi, işin sonlanmış hali kadar sürecin kendisini de performatif bir süreçmiş gibi anlamlı hale getirir. Kesik bir ağacın üstüne yerleşen bir ahşap sandalyenin silüetini ve ardından cüssesiyle tepelerine yerleşen plastik bir ofis sandalyesinin izini görüyoruz. Bu yapı totem gibi duruşuyla, insanın bir şeyi yok edip bir yenilik arayışıyla yükselme isteğini mi canlandırıyor?
Bir ağaç gibi sağlam olmasını bekleriz yıllardır üzerine oturan bedenin ağırlığını taşıyan sandalyelerin. Bedenle yoğun bağ kuran, sağlamlığıyla övünen oysa yorgun, bitkin, kendi ağırlığını zor taşıyan ve birer insan gövdesi edasıyla sarkık konumlanan sandalyelerin biçimi üzerine iz sürülerek onların bir kılıfa dolayısıyla yeni bir nesneye dönüşümüne tanıklık ediyoruz. Günlük yaşamımızda karşılaştığımız nesnelerin izlerinin alınıp yeni kılıflarıyla dirilişi gibi, doğada sürüngenlerin deri değiştirirken dış kabuğundan kurtulmalarıyla yeni bir katmanın oluşup yeni bir bedenin doğuşuna işaret eder gibi. Doğadaki bu döngünün ve mevsim değişimindeki kuru yaprakların rengi ile sanatçının işlerinde kullandığı bez kumaştan kılıflar ve renkleri arasında bir bağ da gözlemlemek mümkün.
Işıl’ın bu çalışmasında yeni gövdelere bürünen nesnelerin yenilik arayışı bir bakıma yeni sınırlar arayışını düşündürebilir. İki bölüme ayrılan vitrinde bu sınırların esnekliği üzerine arayışını oyun alanı gibi görmeye de davet eder. Gerçek nesnelerle çevrili olduğumuz biz izleyicilere bu yumuşak görünümlü siluetleriyle nesnelerin değişebileceği ve dönüşebileceğini gösterir adeta.


Burçak Fakıoğlu Yakıcı

Wittgenstein, L. (2014). Felsefi Soruşturmalar, çev.Haluk Barışcan. İstanbul: Metis Yayınları.

Hadot. P. (2015). Wittgenstein ve dilin sınırları. çev: Murat Erşen. Ankara : Doğubatı Yayınları

 

  Vivre et créer dans l’incertitude at Musée Safia Farhat /Tunisia



Untitled (Le livre de timbre), 2021 

La pandémie de Covid-19 a incontestablement engendré un changement de paradigme, que ce soit la remise en question des systèmes qui opèrent à l’échelle globale ou encore notre rapport à l’espace domestique et nos liens aux autres. Alors que bon nombre d’entre nous ont été ou sont contraints de se confiner et de limiter leurs interactions avec le reste du monde, la communication en ligne et l’échange de marchandises ont gagné en importance. C’est dans ce contexte que l’artiste Işıl Kurmuş Aleksandrov revisite le cahier de timbres, un objet considéré par beaucoup comme désuet mais qui néanmoins renvoie à l’intimité domestique tout autant qu’à l’échange et la communication avec autrui.
Cette œuvre s’inscrit dans la continuité du travail de l’artiste, imprégné par les souvenirs d’enfance et s’interrogeant sur la signification des objets et gestes du quotidien. Dans cette période d’incertitude où nous vivons, le geste cérémonial du collectionneur permet de momentanément contourner l’impossibilité d’avoir une vue d’ensemble en agençant des images hétéroclites mais reliées par un fil rouge. L’iconographie du timbre-poste est ici suggérée et réinterprétée : les ombres et silhouettes ne sont pas à l’honneur d’un pays spécifique, mais reflètent plutôt une culture globale en s’inspirant des images qui circulent sur internet. Quant au cahier, il est lui aussi tout juste suggéré. Surdimensionné et en étoffe, cet objet évoque d’une part les peluches réconfortantes de l’enfance et d’autre part ce qui a jadis existé mais qui n’est plus, comme les peaux d’animaux que l’on retrouve une fois leur mue accomplie. Les tissus, chers à l’artiste, servent ici tantôt de matrices, tantôt de supports et tantôt de sculptures une fois cousus. Le cahier de timbres semble ainsi subir sa métamorphose, laissant par-là place à l’incontournable incertitude de ce qui est à venir.

 
Günhan Akarçay 

 

PAST EXHIBITIONS  (SELECTED)

Touched and thrilled at Galeri'Nev in Ankara/Turkey

Installation view, Back to school, 2020

Installation view, Back to school, 2020

Installation view, Back to school, 2020

Untitled-16, (making planes out of copper plate)

drypoint on paper, unique print, unique print, 29.7 ‌x 42.0 cm

Untitled-2 (Notebook Lines)

Collagraph on paper, unique print, unique print, 29.7 ‌x 42.0 cm

Untitled-10 (blackboard & papers - aerial view)

etching on paper, unique print, 29.7 ‌x 42.0 cm

Back to school

Çalışmalarını Ankara’da sürdüren, Tunus Güzel Sanatlar Okulu’nda doktora çalışmalarına devam eden, Işıl Kurmuş Aleksandrov, çok çeşitli ülkelerde yaşamış, her farklı sosyokültürel mekânda uyum sağlama sürecini derinlemesine deneyimlemiş bir sanatçı. Yaşanmışlıklar ile gündelik yaşamın esintileri, bunların bedenimiz ve zihnimizde bıraktığı izler, Işıl Kurmuş Aleksandrov’un çalışmalarının kalbini oluşturuyor. Bu coğrafi mekân değiştirmelerde toplumların, okulların ve yaşam biçimlerinin yıllar boyu bıraktığı izler ve nesneye dayalı anılar sanatçının belleğinden hareketle eserlerinde yeniden canlanıyor. Bize sıradan  görünenlerin yaşamımızdaki etkilerini mercek altına alan sanatçı, bırakılan izlerin bizlerde ne kadar yer ettiği ve yaşadığımız toplumlarda nasıl vücut bulduğunu öğrenme arayışına giriyor.  

‘Back to School’ çalışmasında; kurşun kalem, cetvel, silgi, ataç, kâğıt, defter kapağı, spiral gibi nesneler sanatçının mekân, okul ve kültür değişimlerinin bireysel deneyimlerine yansımalarını konu alıyor. Tüm okul yaşamının beraberinde getirdiği değişimleri ve nesnelerin kendisinde yarattığı izleri ortak bir deneyimde buluşturarak iletisine evrensel bir boyut kazandırıyor. Bellekte yer eden ortak nesnelerin günümüze taşınmasıyla, geçmiş, şu an ve gelecek arasında bir bağ kurulmasına yol açarken, zaman-mekân algısıyla izleyiciyi eserle bağ kurmaya  yöneltiyor. Sergide dikkati çeken eserlerden biri olan kâğıttan uçak baskısı edinilen bilgilerin uçup gitmesi ya da belleğe  mühürlenmişçesine yer etmesi bağlamında bir metafor olarak yorumlanabilir. Okula ilişkin nesnelerin ‘matris’ olarak kullanımlarında yüzeylerinde bırakılan izler ‘dokunuş’ ve ‘el’ unsurlarını gözeten bedensel bir yaklaşım içeriyor. Bu ‘matrisleri’ çift sayfalı bir defterde buluştururken özgün bir biçimde yeni teknikler deneyerek deneyselliğe vurgu yapıyor. Bir araya gelen okula ilişkin nesnelerle yaratıcı bir biçimde ‘oyun oynayan’ sanatçı, nesneleri beklenen kullanım amaçlarının dışına çıkararak çalışmasına adeta bir başkaldırı niteliği kazandırıyor. Özellikle sıradan nesnelerin alışılageldik kullanımlarından sapması ve çizgilerin karmaşası bu düşünceyi güçlendiriyor. Bu bağlamda sanatçının baskılarında kusursuzlukla ilgilenmeyişi, eserleri doğallığa ve gerçekliğe yakınlaştırıyor. Sanatçının çalışmaları farklı tekniklerin yorumlanmasıyla izleyiciye dokunsal ve duyusal bir deneyim yaşatıyor.

Burçak Fakıoğlu Yakıcı

Back to school

Le rapport au quotidien repose au centre du travail d’Işıl Kurmuş Aleksandrov. L’artiste s’interroge non seulement sur la façon dont notre système social, nos désirs et besoins définissent les objets et gestes de notre quotidien, mais aussi sur comment ce qui nous entoure au quotidien imprègne notre esprit et notre corps. En observant de plus près ce qui peut paraître anodin au premier abord, il est peut-être possible de(re-)découvrir notre propre fonctionnement, ainsi que celui des sociétés dans les quelles nous vivons. Cette approche que l’artiste adopte dans son travail est intimement liée à ses expériences plus personnelles : dès le plus jeune âge, le quotidien d’Işıl Kurmuş Aleksandrov a enduré de multiples changements, à travers les déplacements répétés et l’immersion perpétuelle dans de nouvelles cultures, langues,…et systèmes scolaires. Bien que les codes et signes qui l’entourent ont varié, certaines choses sont restées universels et immuables. Le matériel scolaire, comme les cahiers, crayons, gommes, règles etc., ainsi que les gestes qui y sont associés ont accompagné l’artiste au fil des années et des changements. Avec « Back To School », l’artiste incarne – littéralement- les empreintes laissées par ces compagnons de ses années d’enfance et d’adolescence en imprimant des gravures. Ce travail très physique détourne les objets et gestes familiers pour les intégrer dans le processus de gravure, qui lui-même est revisité. La colle se transforme en pâte prête à être retravaillée et imprimée, les empreintes de gommes et crayons deviennent des matrices, alors que les doubles pages des cahiers servent de « topos » unificateur. Les œuvres uniques qui en résultent s’éloignent de la gravure classique : elles reflètent les brouillons et ratures scolaires, et éveillent chez le spectateur / la spectatrice des impressions familières, tout en lui donnant par-là l’occasion de s’interroger sur son propre rapport au quotidien passé ou présent.

H. Günhan Akarçay

Paysage at the Museum Safia Farhat in Rades/Tunisia


Installation view, Musical chairs, 2020

Musical chairs before the installation, 2020

"Chaises musicales"

Alors que certains paysages que l’on découvre pour la première fois peuvent provoquer ennous l’émerveillement et la curiosité, d’autres, plus familiers, peuvent faireresurgir des souvenirs et susciter un sentiment de mélancolie. Avec ce travail, Isil Kurmus Aleksandrov propose de revisiter un objet tiré de notre quotidien àtous : la chaise. Ce n’est pas une chaise, mais trois chaises que l’artistechoisit de nous présenter, évoquant ainsi non pas des moments de solitude maisdes expériences partagées à plusieurs. Ces chaises qui, à première vue,apparaissent ludiques rappellent l’enfance, des déjeuners en famille auxinstants passés derrière nos pupitres d’écoliers. Comme indiqué par le titre,l’installation de ces trois chaises évoque plus particulièrement le jeu deschaises musicales cher à nombres d’enfants. Pourtant, comme le matériau utiliséet l’accrochage au plafond le suggèrent, ce jeu n’est plus possible. Leschaises ne sont plus que des traces de ce qui a été, comme les peaux d’animauxque l’on retrouve une fois leur mue accomplie. Ces chaises mutantes incarnentnos propres changements et reflètent la perte des places que nous occupions,laissant par-là place à l’incertitude de ce qui est à venir.

H. Günhan Akarçay


 

Traces at Kunstenlab, in Deventer/Netherlands

Exhibition view, video installation Tak tik tok , 2018

« Traces »

George Didi-Huberman defines the artist as a “creator of spaces”. As for Parmiggiani, “the life of an artist is an odyssey to the creation of an œuvre and the œuvre is a journey into abandon, similar to the slow expedition of a cloud longing to fade and merge with another cloud.”

While focusing on little things of disarming banality, Isıl Kurmuş Aleksandrov’s artwork reminds us of how far we can see beyond what is visible to our eyes. To what extent can we fathom what is invisible to our perception and broaden our ability to reconstitute reality? Her work gravitates towards the concept of the “quotidien” (which can be translated from French as“mundane” or “everyday”) and is based on snapshots of sceneries that co-exist with our immediate surroundings, yet are hidden to us. 

The drawings, prints, and animations presented in Kunstenlab cross three space-time domains aimed at revealing the diversity of rhythms and scales present in nature: (1) the human scale represented by a terrestrial view; (2) the microscopic scale with images stemming from molecular biology; (3) and finally, the macroscopic scale with extraterrestrial images. The emphasis lies on showcasing how modern imaging technologies such as telescopes,satellites, microscopes or scanners can help us expand our awareness.

The title “Traces” is a direct reference to the artist's approach. Like an investigator or a researcher willing to solve a mystery, the artist meticulously collects pieces of an unfinished puzzle. Leaves found on the ground hint to the presence of a tree, dots glowing on the screen suggest unknown constellations and galaxies. By caring for elements that are present in our “quotidien” but that are not necessarily of use, the artworks alter our consciousness and propose a different perspective on our everyday.

H. Günhan Akarçay

Installation view of the video The rotators and the duplicator, 2018

Detail from the installation view of the video   Rotator & Revolver, 2018

Detail from the installation view of the video Duplicator, 2018

Installation view of Location series, 2018

Installation view of Location series, 2018

Installation view of Location series, 2018


 

Passage at Kunstcircuit in Deventer/Netherlands

Installation view of the exhibition Passage, 2018

Installation view of the exhibition Passage, 2018

Detail of the installation view, 2018

Installation view of the exhibition Passage,  2018

Detail from the installation view of the flow series, 2018

Detail from the installation view of the flow series, 2018


 

Ré-creation/Utopia for the festival Kerkennah01 in Tunisia

Airplane mode, variable dimensions, exhibited with AR, 2018

3D view of ther exposition Ré-création, 2018

Exhibition view Ré-création, 2018

Exhibition view Ré-création, 2018

3D view of ther exposition Ré-création, 2018

 

Airplane mode, inside out, exhibited with AR, 2018

« Airplane mode » 

// Exposition Ré-création

L’appareil photographique n’existe pas uniquement dans nos poches sous forme de petite caméra intégrée à nos téléphones portables, nous permettant de documenter notre environnement direct et notre quotidien. Il est également présent dans les microscopes, dans les télescopes, dans les satellites et dans les sondes spatiales voyageant aux points reculés de l’univers. Il n’a pas la simple vocation de capturer ce qui est visible à l’œil nu : il rend possible l'accès à un au-delà, il permet d'aller par-delà de ce qui pouvait, autrefois, être une utopie. Il est désormais concevable de voir en détail la surface de Pluton, d'acquérir des images en dehors du système solaire. Quels sont alors la place et le rôle de la photographie dans le monde d’aujourd’hui ? Est-ce un instrument, un organe qui complémente l'œil afin de rendre visible ce qui, jusqu'alors ne l'étaitpas ?

En s'interrogeant sur ces questions, l'artiste nous transporte dans des dimensions qui transcendent notre quotidien et qui dépassant l'échelle spatio-temporelle dans laquelle nous vivons. L’écran (qui est l’indispensable compagnon de la photographie) et son support servent d'interfaces nous guidant vers ces nouvelles dimensions, où une autre prise de conscience devient réalité.




IKA présente ici trois impressions : chaque travail est composé d'images réalisées et rassemblées à l'aide de techniques variées. Ces impressions accrochées au mur sont des représentations d'objets en état d'élévation ; objets, qui d'ordinaire gissent au sol ou flottent dans l'air. Ces travaux sont juxtaposés à des animations activables depuis une tablette. L'effet résultant de cette juxtaposition est une réalité augmentée, offrant une vision échappant à l'ordinaire.

Les animations, tout comme les impressions qu'elles accompagnent, sont des« images d'images ». Ici, la matière première sont des « imagesready-made », réinvestieset transformées par l'artiste. IKAs'intéresse ainsi à la matérialité de l’image, ce qui enreste dans les transitions qu'elle endure, et ce qui y perdure à travers les processus successifs de transposition.

Les animations traversent trois espace-temps recouvrant des échelles très distinctes : (1) à l'échelle humaine, une vue terrestre prisedepuis la route principale de l’île des Kerkennah; (2) à l'échelle microscopique, des images provenant de la biologiemoléculaire et reflétant le fonctionnement de nos cellules ; (3) et enfin, à l'échelle macroscopique, une vue de l'espace reconstituée à partir d'images extraterrestres.


Ces trois espace-temps sontprésentés sur un fond noir, qui, de par son esthétique, rappelle les premiersjeux vidéo. Les traits sont réduits au minimum, de manière à rendre les images plus abstraites. Cette réduction de l'information visuelle et la dominance dela linéarité permettent une prise de distance par rapport au contenu etune mise en avant du mouvement en soi, d'un déplacement vers un ailleurs encore inconnu.

Le titre « airplane mode » (traduit par « mode avion ») est une référence directe à nos portables, tablettes et ordinateurs qui, durant un vol, restent déconnectés de l’internet mais qui permettent néanmoins d'accéder auxdonnées déjà stockées. Le titre suggère cette déconnexion, le recul face à l'emprise de l'internet et face audéferlement d'images sur les réseaux sociaux pour se consacrer à lapossibilité d’un « ailleurs ».

Se déplacer physiquement pour être ailleurs n’est plus une nécessité. Etsi l’au-delà était déjà ici-bas ?

H. Günhan Akarçay

Detail from the installation view flow series, 2018

Detail from the installation view flow series, 2018


 

#FoundandLost at AGorgi Gallery in Tunisia

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

#foundandlost exhibition view, 2016

Screenings of Daily Life


Screens of everyday life

Eat, drink, wash, sleep, dress, shave, brush teeth, …, sit, stand, sit back,… each and every gesture punctuates our daily life and use the mechanics and the kinetics of our bodies. Qualified as common, banal, repetitive, monotonous, routine, these trivial acts that pace our daily rhythm, the flows of these physical experiences are infinite and cannot be listed. The act of circumscribing, identifying, classifying them would bring about doubt, uncertainty, and most importantly, exclusion. Surely nothing prevents us singing while showering, or eating while discussing, drinking while calling, checking e-mails while walking, taking a photo or drawing on a tablet while comfortably seated on a chair or an airplane seat… From this angle, the listing of daily gestures is difficult because it calls in stereotyped physical habits, often governed by culturally differentiated traditions. Such a listing exercise would also entail a regular update that would incorporate the new gestures generated by the use of new objects hardly conceivable just a few years ago. By inviting themselves and forcing their rule of conduct, the objects/fruits of technological development not only reinvent our ways of being and knowing, but also, and perhaps most importantly, our relationship to the world. Our bodies are now connected physically/ mentally and virtually to keyboards but also through various types of screens that opens on/ closes off different worlds. Our gestures evolve and move accordingly.
Whether culturally rooted or newly acquired, the daily gestures do not therefore exclude sharing, nor practicing, arts.
Isil Kurmus is inviting us to an immersion in this undetermined universe, and constantly moving daily life. She seizes this seeming banality, transfigures it through a set of bi-dimensional plastic proposals, by combining the printed and the drawn on the screen of her computer and the infinities of its windows.


Sources of the banal 

It’s on the shelves of the library of Tunis that Isil has first found her iconographic elements. Her primary source is then the printed object. The book she chose cannot be qualified as artistic: it presents a wide range of ordinary gestures that compose and rhythm the daily life of citizens in the 20th century. By dissecting the gestures and representing them movement by movement, the authors seek to highlight the implication of the members and their muscular functioning. Thus, in a sitting position, the shoulder is slightly rotated internally, the elbow is flexed to 70 degrees, the hip is flexed to 70 degrees; slight external abduction and rotation… The observations and measurements are associated to each movement. Isil takes hold of the book’s schematic illustrations.



It is amid the unpredictable bowels of her computer, her mobile phone and her body working in front of a screen that Isil drags out the other iconographic components of her work. Screens opening onto several windows, keyboards, toolbars, various icons, cursors, images generated by the computer’s operating systems, images/ landscapes that Isil shot during her travels… as many “substances” and images that cross her daily life henceforward in touch with the televisual and virtual… as many “ingredients” capable of moving or becoming dots, lines, threads, … and constructing a plastic space. To these diverse sources, should be added the images springing out of her memory, her childhood memories, images reviving through objects belonging to her daily life back then… balloons, marbles, slates and blackboards.

Photomontage and transfiguration 

Once gathered, these miscellaneous materials that represent various counterparts of everyday life are exploited and subjected to the photomontage software parameters. This is, strictly speaking, the stage of choices, selections and shaping. Image by image, Isil structures her space, divides her figures, decides on the light and darkness, the printing zones, the empty spaces…, and thus elaborates her first matrix. Once printed on the canvas, the photographic images will constitute a support upon which she draws freehand pictures using an acrylic paint marker, and uses pictures coming straight from the corporal representations of the book on the gestures of daily life. On the printed canvas, she stresses the darkness of an area using spray paint, lightens another area using white chalk and restructures yet another one… to readjust and homogenize the new plastic entity. The “screens of daily life” Isil suggests crisscrosses mixed images from different facts, esthetics, finalities and techniques. Acrylic pictures, a piece of printed picture of a photography originating itself from a televisual picture evoking a Turkish series, printed icons derived from a “vocabulary” originating from the computer world and operating systems… … will all be represented on an identical plane. The work of transfiguration of the daily life fully operates and mutes the most banal imagery into coherent plastic proposals, providing diverse perceptions.

We find particularly strong signs that remind us of the previous works of Isil who was trained at the school and engraving studio of the Higher Institute of Fine Arts in Tunis. We recall her minimalist universe that combines black and white with color, the line with the surface, the figurative with the abstract. We recall her representational spaces that combine pictures, scanned marks and photographic images, playing with manual and technical reproducibility. We recall, under a renewed expression, the love of the artist for mark, her affection for the printed, her appeal for the educational spaces. We thereby discover another Isil, undoubtedly wrought by other daily elements than her actual life.

Welcome to Isil, success in her Screens of everyday life!

Nadia Jelassi


 

Le temps réel at Talan in Tunisia

"Breaking news background, exhibition view, 2016

"Breaking news background, exhibition view, 2016

Using Format